zehra's profile::.. K/alemimden Düşenle...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
::.. K/alemimden Düşenler G/özünüze Aksın ..::::..yüreğimdeki sırları gizledim satır aralarına..:: |
||||||||||||||||||||||||||
Ey Rabbim;murad et aşkını kalbime!
Ah der bir ses, ta içten… Gelsen de tatsam sendeki tükenmeyen Rahmeti… Ellerim kalsa huzurunda, gözlerime kan düşse ve bir belâ salsan garip gönlüme… Ben bilmesem ey aşkın sahibi olan Rabbim, sen belâ’ma Aşk desen!
Güneş, ay ve yıldızlar…
Âlem ısınır varlığıyla, dokunduğu yerlerde eriyen nağmeler… Dağ, taş dokunuşuna hayran… Uzaktır ama hissedilir, bakılmaz ona ama dokununca göze damlalar koşuşur bir bir… Karanlığı düşürür tahtından ve yayılır dile (n) diğince…
Geceye asar düşlerini ve aynı tahtı paylaşır o hüznün doruklarıyla… Başı eğik bazen, bazen yüzünde keder ama hep umudu hayâl eder… Yedi asır, yedi iklim de geçse, nurunu çehresine borçlu olduğu Sevgiliye büyütür özlemlerini… Utanır ki; yağmurlar ağlarken serden geçer ve saklanır bulutların ardına… Göz kırpınca aşk’a ne kadar da acılı olduğunu anlar o da…
Suskun çiçekler… Taşıdıkları canlara kurban olma sırasında ve İsmail kadar tevekkülde her biri… Baharda renkler donanınca yeryüzüne, kıskandırırcasına dizilirlerdi gökyüzüne; Rahman’ın izniyle … Kim bilir neden parlıyordu çehresi! Ağlıyor mu, yoksa gülüşünden miydi ışığını en çok onun göstermesi… Bilinmedi, çünkü bildirilmedi…
Kalp, aşk ve damlalar;
Sırrına erdiğimde hissettiğim sıcak bir iklim… Hakikat yolunun en kadim yolcusu ve sadık yâren… Olmazların en başında, saklanmaz aslı… Yâr aşk bağışlayınca har olur yanar ve yakar… Uzaktır ama vuslata sadık olmaya doğru hasretler biriktirir… Yakışan bir vefa sancağı varsa ki elinde, mızrabı saplansa gidenlerin vefayı düşürmez yere… En çok kan ağlar, en hakikâtli o susar! Bakılmaz ona da; ama hissedilince kor misali küle döndürür bildirileni! Şeytanı düşürür tahtından, Allah der dile (n) diğince…
Yeri; yalnızlık ve tek’bir… Kim nereye götürürse götürsün barındığı mekân bir! Çokluğu ezelde unutmuş ve yokluk şerbetiyle tatlanmış dili… Adıyla müsemma, en çok dilenen ve dilendiğine verilen… Mahkûm olmak isteyene parmaklıkları çok… Perdeleri kızıl, yolu hengâmeli ve örtülerin ardında sır olduğunda en güzeli… Beşerin sükûtuna muhtaç, sahibine, en çok öz Sahibine gidince adı Aşk! Kimini sarayında köle, kimini harabesinde sultan eden… Gözde başlayan, kalbe akan ve gerçek tadına varıldığında sahibini bırakmayan…
Yüzümün ve s/özümün kirini bir bir indiren dostlar… Şükrümün nişânesi, adıma mühürlü Bezm-i Elest’ten… Gönlüme dolduğunda günahıma bir tanesi bile okyanus… Arınmanın ve arındırılmanın anlamıyla daha da coşkun akan yaşlar… Buz kütlesine çarpmadan taşınınca ateşe su, cehenneme cennet yağmuru… Elhamdülillah’a uzanan bir ırmak olduğunda, hiç durmadan yol bulur her biri… Yakıştığı ve akıtıldığı sebep nazarında mutlular düştükleri yerlerde… Silmişseler alından bir izi, Aşk’la birlik olup akmışsa beşerin kalp âlemine yeşertirler şükür filizlerini…
Mum olduğu yerde mutlu yanmak ve tutuşturulmaktan… Ki güneş gündüze, ay yıldızlarla geceye yakıştığından biliriz tadını… Kalp diyarında sevgili ebedi olunca, Aşk kalbe damlalarla ulaşınca tadı bambaşka…
Bizliği tadana aşk olsun… Bir’i bilip ağyar olana aşk olsun… Hiç’liği bulana, kapıda köle, yürekte devlet olana aşk olsun…
Bilenin huzurunda el pençe kalınca kalbim, insanı hayrete düşüren bir nur göründü... Ölüm, kalım demek nafile. Eğer ki aşk tecelli etmeyecekse na’r olur dünya ve ahir…
Bir dua ezelden dolanmıştı yüreğime. Ey Rab; Sen’in aşkın muradım! Murad et aşkını kalbime!
Zehra Öner
28.03.09
Bi’lâlim Düş/ersen Aşkıma!Bismillah! K/aralanacak kelimelerle g/ özüne selam olsun… Beklenen mi bilinmez, zuhur etti ve sunuldu önüne… İkra! Bismillah diyerek başladım; sonu Elhamdülillah olsun! Kalbin ritmine uygun olmadı sözlerim, s/akladım... Ki aşikâr olarak değerse g/özüne kan damlar diye korktum! Bir yara yetsin ki helal olsun sevdamız… Daha fazlasını anla/tamam! Sen’i aradan kaldırarak… Senli bir aşk’a varmak adıyla… O kelimeyi bulmak isteyene bir sır! Defterin sağından başlayarak geldim, solunda adı aşk oldu! Olmayana yemin ederek, her tespihte ene sus! Libası ölüm gidişin ve kabul görmeyişin… Bakmazsa bitmeyecek, suretim gece… Zemin özümde hep gündüz… Gönlümün azametinden koru kendini. Çile gâh bir saray yaptım, bir ucu kalbine yükselen… Sen tutun aşka ey seyrimin naz makamı! Gün doğmadan ufukta gel meçhul düşlerime! Kapılar ki ardına kadar aşka dayalı… Hikâye Yusuf değil bu kez, Züleyha’nın gözleri zindanda… Adı ta’ha, ezeli aşk, ebedi yokluk, gül siyah, zindan kirpiklerimin saplandığı kuyu… Bi’lâl düştü dilime ve gönlüme… Fethedilmeyi bekleyen İstanbul kadar vefalı bir bi’lâl! Ayrılığa mahal vermeyen, ene sus makamı… Külden sürmeler çek gözlerime ateşi hatırlat bana! Sal bütün derdi gönül haneme, korkma! Eğer adımın ürkekse varmaz kalbin sol yanıma… Boşluğum büyük aşk makamında. K/âlemin tükendiği zamana uğradı içim, affola! Düş’ersen korkmazsın ama üşürsün kapımdaki bi’lâl gibi! Dağların ah’ı omuzlarında nöbette. Bir yanın hep düşük toprağa. Ama tutarsan uzanan eleme, belaya doksan dokuz kere bela’m dersen taht kuracak aşk kalbinde! Hangi yöne dursan gözünden akacak kalbindeki mahşere! Sorgulama bi’lâl! İşin kurbansız sözler söylemek. Fecir vaktidir vuslatım, erteleme! Doydum karanın en koyusun ve aşk’a… Ömrüm tükendi bi’lâl, ömrüm! Hani vardı ya ummanı yalnızlığım, hani demiştim ya ene yokum! İşte hepsi bi’lâlin yüzündendi… Anlatamadım hiç… Beklemeyi düstur edindim örtüler ardında. Görürsün diye, düş’ersin diye… Ah ne, sadece bi’lâl kaldı dilimde! Hep bende ama hiç gelmeyen kalbimdeki mahşere! Şimdi çölden kum saldın yazgıma, a’ma bir dilenciyim… İçindeki cennete al beni, yan deme n’olur! Özümde, dilimde bi’lâl varken yan deme! Git de, olmaz de ama yan deme! Mil çek, bakışından karala suretimi, zincirler dola aşkına koşan adımlarıma… Fırat’ta boğ, kayalardan bentler diz önüme ama yan deme! Ki bi’lâlsiz bedeni taşıyamam! Melekleri şahit tuttum bu aşk’a! Sağın sende kalsın ey, emanete el uzatmam! Solunu aşkıma bağışla! Aşk arifesidir, gün demleniyor. Ve hala ben’sizim! Şikâyete edeple estağfurullah! Bi’lâl düştü düşeli içime yer yok “ben” lafzına… Aşk yanım, elim, ayağım, gözüm, yaşlarım bi’lâlin esiri… Sükût bi’lâl, aşk bi’lâl! Bekledim düş’ersin diye, düştün sadece! Defter sağdan başladı, soldan bitti. Sağına bıraktım bu fermanı sıratımdan düşme diye! Solundan bi’lâl bana düşen. Solumdan bi’lâl i kabul edersen! Al fermanı sende artık! İkra! İkra! İkra! Ene Aşk! Zehra Öner Geç Kalmış Bir Susuş ve İnsan!Nereye gidiyorsun ey insan! Bak insan diyorum sana! İnsan… Peki, sen inanıyor musun insan olduğuna? İnanıyor musun gerçekten “inandığına” ? İnancına, inanman gerektiğine, neye ve neden inandığına? Sen sen ey insan! Nasıl yaşıyorsun? Dur dur! Sen yoksa yaşadığını mı sanıyorsun? Nedir senin için yaşamak? Fecir vakti O’nu düşünerek açıyor musun gözlerini? Ellerin, ayakların kıpırdıyor mu? En önemlisi kalbin atıyor mu? Fark ediyor musun, bugün de nefes aldığını? Sen yaşıyor musun ey insan? ! Tenin sıcak mı, soğuk mu? Hissettiğin duygunun adı ne? Üşüyor musun, terliyor musun ve gerçekten hissediyor musun? Yaşamak nedir senin için söyle? ! Açtın gözlerini… Ellerin, ayakların kıpırdıyor… Tamam, kalbin de atıyor… Peki, yeterli mi bu oluşlar yaşamana? Yerinden doğruldun, bastın yeryüzüne… Bunlara “izin verenden” bihabersen yaşıyor musun söyle?! Adım attın günün kalbine… Çevrende eş, dost belki… Ya yalnızsın ya da paylaşıyorsun; o yaşadığını zannettiğin hayatı sevdiklerinle… Sesler geliyor harmanlanmış güzelliklerle… Hepsi hitap ediyor sana… Mutlu oluyorsun duyduklarınla… Mevsim belki yaz, belki de kış… Ya bir kuş sesi var dışarıda, ya da yaz yağmurunun çatı üzerine vuruş sesi… Yani ıssız değil hiçbir yer… Peki, farkında mısın duyduğuna? Ve bu yaşamak mı ey insan söyle?! Sen inanıyor musun gerçekten yaşadığına? Hissediyorsun şimdi soğuğu ve sıcağı… Sol yanında bir et parçası ki; bütün bedenin onun elleri arasında… Bir kıpırtı, bir hareket var; gün içinde belki de hiç hissetmediğin… Oysa seni ayakta tutan, sana sevgiyle ya da nefretle baktırtan o… Ah be insan! Sen bir kalp taşıyorsun… Yoksa taşıdığını sanıyorsun! İnsan! Sen kalbini biliyor musun? Nedir senin için kalp, söyle? ! Gözünde iki damla belirirse kalbin sızladığındandır… Sesini duymak istediğin birine hasretteysen, kalbindir o özlemi, o hasreti taşıyan. Yüzünde bir tebessüm oluştuysa, bil ki o et parçasına Yaradan sevgi koyduğu içindir ki; o et parçası “sahibini biliyorsa” hep tebessüm kardır… Hiç düşündün mü ha bir kalp taşıdığını? Ey insan! Sen ne kadar da bencilsin… Bilmiyorsun ki o olmasa sen hiçsin! Bilmiyorsun ki taşıdığın her uzuv onunla hareket eder… Ah insan! Bak, hala insan diyorum farkındaysan! Biliyorum, diyorsun ki; “ Bana mı sesleniyorsun?” Yoksa sen insan değil misin? Bilmem… Belki sen öyle olduğunu zannediyorsun… Düşüncen var bilirim… Seni her gün güzelliklerden alaşağı eden… Bir de nefsin ki; gaflet kuyusuna adım adım sürükleyen… Ne demeli bilmem ki! Kişi kendi iyiliğini istemezse başka fani onu ne kadar düşünür? Kendinden çok düşünür ey insan! İnan kendinden ve nefsinden çok düşünür!.. Şimdi asrısaadete uzan bir an… Kapat gözlerini… Emri verdin, kapandı gözlerin… Eğer ki “biliyorsan” düşün şimdi Efendimizi. Sen ki O’ndan asırlar sonra gelecektin… Ne görmüştü seni, ne de bilmişti… Karşı komşun değildir; senden bir şey bekleyerek iyilik yapan! Oğlun ya da kızın değildir O; menfaatle seni sevip, canım diyerek sarılan… Kara gözlerine vurulan, sesine aşina olup vazgeçilmezi olduğun eşin değildir O! Demem o ki ey insan, O Peygamberin! O seni görmeden seven! O senin için gece gözyaşı döken… Senin belki adını bir kere bile aşkla anmadığın halde sana “kardeşim, ümmetim” diyen… Ne o! Ağır mı geldi insan! Kaçırıyorsun gözlerini… Yoksa bir vicdanın olduğunu mu hatırladın sözler içine dokununca? O zaman şükret Yaradan’a hala vicdanım var diye… Hala bir yazı okuyunca, bir gerçeği duyunca sızlıyor diye… Ah ben insan! Ne mutlu sana… Hatırladın ben insanım diye… “Ben dünyaya insan suretinde, sağlam, ayakları yere basan, gören, hisseden, duyan, dokunan, ağlayan, gülen biri olarak geldim… Bir kalbim var; Allah’ı (c.c) biliyor. Bir dilim var; O’nu zikrediyor. Ben yürüyen, koşan yani sapasağlam…” İnsan! Demek insansın ha! Bu dünyaya neden geldiğini biliyor musun peki? Vazifen ne, ne için yaratıldın? Tamam geldin… Tamam sağlamsın… Peki, gerisi yok mu? Ye, iç, gez, toz, ağla, gül, bağır... Ah insan! Sen yaşamak diye buna mı diyorsun? Öyleyse Ashap yaşamamış… Evliya hiç gelmemiş dünyaya! Peygamberimiz (s.a.v) yaşamayı mı bilmiyordu yoksa? Yaradan sana öğretmiş de en sevdiği, bütün âlemi O’nun adı için yarattığı “Sevgilisine” mi öğretmemiş? İnsan! Demek yaşıyorsun… Ah gafil ah! Sen bal gibi de yaşadığını sanıyorsun… Anlayacaksın biliyor musun? Fakat bu dünyadaki gibi; nasıl bir şeyi elinden kaçırdığında onun değerini anlıyorsun, işte ölüm meleği gelip o farkında olmadığın, taşıdığını sandığın ruhunu aldığında duracaksın… “Ben nerdeyim? Ah be! Ben insandım, yaşıyordum, yaşadığımı sanıyordum!” diyeceksin. İçinde taşıdığın ve her gün hareket halinde olan ama senin ı koşuşturmada, iş peşinde, para peşinde ya da peşinde koştuğun her ne ise, farkında olmadığın o et parçasının o an farkına varacaksın… “Durmuş!“ diyeceksin… Yani görevi bittiğinde, yani değerini yitirdiğinde, hiçbir özelliği kalmadığında, aç kalmış bir hayvana verdiğinde bir lokmada yutacak küçük bir et olduğunda… Hani seni ağlatan, sevgilerle coşturan, kör kütük aşık olan, bazen sancılarıyla seni uyutmayan o kalbin çok geç farkında olacaksın… İşte böyle insan! Bak hala insan diyorum sana… Yalan diyorsam söyle, vur yüzüme! İnan gocunmam… Ben de senin gibiyim… Fani, geçici, kendini bilmeyen ve yaşadığını zanneden… Sen şimdi bana doğruyu söyle! Sen nereden geldin? Sen nereye gidiyorsun? Yaşıyor musun, yoksa sen yaşadığını mı sanıyorsun? Zehra Öner 01.04.08 00:30
D/üşüme....güzergahında aşk ölmüş gecelerce... semtin soğuk kaldırımları kucaklıyor hüznünü açık seçik görülen seslenişlerin Sus kalıyor sanki bir dilin ucunda gel diyemiyor,git diyemiyor.... ummanlardan geçen silutinde bir çift göz perdeleniyor... diyemiyor heeeyy; "siyah gözlerine beni de götür" dökülecek bütün nefesleri... örtüsünde saklanan o boylu boyunca sevda göstertecek heybetini... kim'lik/siz bir duruşla tutmak isteyecek ellerini... tanımayacaksın... uzak bir düşte kaybedeceksin bu gülüşü... eyy aşkına meftun olduğum! anlamsızlıklar lehcesinde dilim... lal uzantısında, elif suskunluğunda kelimelerim... dehnizim sana boyalı... dalgalarda ezberlerim o güzel adını... martı kanatlarında sunulur yar'lığın gönlüme... ben sen'sizlikte tutsak kalırım... yasaklarını çiğneyemem... sözlerinde kendimi ifşa edemem... ah sevgisini bir zerremde saklayamadığım! rüyalarda bedenimi terkedip gelmek istedim yanına.. birkaç saniyelik ruh gezintisinde uçmak istedim yamacına... omuzuna yaslanıp aşk'ıma, sana, sensizliğime ağlamak istedim... düşürdüm seni kirpiklerimden... asılı kaldın gözlerimin boşluğunda... baktım, baktım.... sen gülmedin ve ben o yorgun, o bitkin susuşlu suretinde ben'sizliği seyrettim... şarkılar büyüttüm çocukluğumdan kalma beşiğimde... hep ayrılıktı, hep hüzündü ve hep sana olan aşkımdı besteleri... beni sana sürükleyen, seni bensizlikte paramparça eyleyen... söyleyemedim içine düş'düğümü... haykıramadım... soluklarım kesildi de duyuramadım sesimi... yaralarına dokunacak ne çok sevgim vardı oysa... kanamayacak, acımayacaktı kalbin... soluna sokulup gözyaşlarımın sıcaklığıyla ısıtacaktım seni... ahh canıma bir ok gibi saplanan! bekleme benden bir düş! gelemem... bela'msız söz! ama ben ömrüme yarsızlığı nakış nakış bezedim... ve bu düğümü çözemedim... Zehra Öner 09.02.2008
09:45
Adım Aşk Olsun Sen’den Başkasında Yok Olmak İçin!Adım Aşk Olsun Sen’den Başkasında Yok Olmak İçin Zahmetin neferi oldum ve gönlüm gelen geçene bir kuyu… Sermayem aşk ve elde ettiğim koca bir yokluk… Hakikat pazarında ellerim bağlı, kalbim yüzüme perdeli, gözlerimde mavi ölümden kalma bir can sızısı… Kelamım ah, varlığım libasa ölçülemeyecek kadar fani… Kal demek yok aşkımda… Asrın üç harflik hali mevcut satırlarımda… Devamı mecruh, özü bela… Şimale yelken açan, dost kapısına dayanan kör bir bedevi çehresindeyim. Gören gönül, işiten ruhum, hisseden solumda bir et parçası ve tek bilen O! Elde edileni büyütmek, beslemek ve çoğaltmak için gönül gönül dolaştım. Varlık âlemi yalan ve yokluk âleminde yaşamak için sürgün edilmeliydi kalp… Demlenmeye ramak kala, bir el uzantısı kadar yakınsa yar, bir adım geriye kaçmalıydı âşık… Ulaşılmamalı varlığa; yoklukta var olmak adına… Ve ben Züleyha cesaretinde değil Yusuf edebinde olmak istedim… Bir gömlek değildi, yanışın ve yanılışın doruklarına çıkan dua hükmü vardı bu aşkın ispatı… Nil suları berrak görünse de kimsenin bilmediği, idam edilmiş aşkların kan kokusu ne çok sinmiştir üzerine… Gözlerinde matem büyüyen Yakup gibi hasretti Yusuf kokusuna… Düşlere uzandı, güzelliğine gark olmak için… A’ma oldu Nil bile; Yusuf’u o zindanda görmemek için… Ebediyetten süzülen damlaydın gönlümde… Yüzün yabancı ve bakışın mahrem… Ah Rayiha! Evimi, ocağımı bölük bölük kuşatmak, naralarına kulak tıkayıp gecemi kundaklamayı isteyişini ve nereye göçtüğünü anlayamadım… Rüyalarımda adın, sanın yoktu… Kimliğini ben hiç görmemiştim ki! Neden seni tanımamı, içine dolmamı, kayıp geçmişimi ifşa edip yeniden doğmamı istedin? Anlayamadım… Anlatamadın bana benimle yaşanan bir aşk’a susuz olduğunu… İbrahim’i yangınlarda yanmak bir can işleviydi oysa kayıp şehirlerin meydanlarında. Günahların kursağındaydı sicilim. Dimağımda kuru gürültülerden bozma şekilsiz bir “sus” büyürdü. Sen umuda köprüler kurarak geçmek isterdin içimden… Rayiha kalk! Bir mum ışığında demle gözlerimdeki korkulu bakışları. Besmelesiz yattığım uykuların kâbuslarında kalan cüz zam suret senin mi? Tanıyamıyorum hazan değmiş saçlarını… Kor alevler dökülüyor sanki omuzlarına! Tenime değen bu soğuk rüzgâr, bu yalın sessizlik… Yo hayır! Senin düzenine aykırıdır yalpalanmış belirsizlik… Geçtiğin yerlerde izin derin olur kalbindeki aşkın ağırlığından ve sen zincirleri kırmadan çıkamazsın içimdeki boşluktan… Tanımıyorum seni of! Tanıtmıyorsun ki kendini… Önce hiç ummadığım bir anda geldin… Görüşüme aykırı duruşunla kaldın belliğimde… Sus/tuk yalnızca… Tutsaktık alnımızdaki Kader yazgısına… Bihaberdim perçemi kalbime saplanmış aşkından… Ezgisi hiç duyulmamıştı ve belki duyulmayacaktı da… Ölüşümü sakladım zulamda sen ecelim oldun… Ey sinemi zerre varlığına yaklaştırmayan! Ben yaşamak için değil yok/sul/laşmak için istedim aşkını… Sermayem aşk…Veren O, alan O…Sen niye giriyorsun aramıza?Niye geliyorsun, niye gidiyorsun? Ah Rayiha! Bekleme benden daha fazla susuş… Tükettim varlığını… Viran oldu bağlarım… Çöl topraklarında ararım şimdi kaybettiğim gözyaşlarımı… İsteme, bekleme benden aşk adına, yırtılır sırtımda sevgisizliğin… Dayanamazsın benim vurgunlarıma Rayiha! Ömrümü aşk’a adadım ve ete kemiğe büründüm ben… Toprak çürütmez, ölüm öldürmez bu bedeni! Öyle bir varlık tükettim ki yoksullaşmak için, öyle Aşk sermayesi topladım ki sonsuzlukta Aşk olarak anılmak için sen benim yangınımda yanamazsın… Eriyemezsin mum gibi… Ben ki eridim kendi ateşimle AŞK diye dirilmek için… Büyüdü, büyüdü, büyüdü… Dağılan parçalarım esen rüzgârlarla savruldu… Kentler boyu savruldu küllerim bir yangının ortasına düşebilmek için… Düştü ve bir ben daha büyüdü yoksullaşmak adına… Her yer Aşk oldu, her yer Aşk koktu Rayiha! Şimdi sen tanıtmaz mısın kendini? Cemresine zırh olmuş kalbime düşürmez misin aşkını? Çölümde Kays, kuyumda Yusuf, sabrımda Eyyüb, yangınımda İbrahim, göğümde yıldız, ufkumda güneş, denizimde derya, gözümden akan damla olmaz mısın?… Leyla’da kaybolmak isteyen, Züleyha’nın elini kanatıp bıçak darbesinde Aşk sezinen, ölümün beyaz güzelliğini tenine değdiren, musallaya pamuk ipliklerle örtüler örten… Sen şimdi istemez misin hala, Yaradan’a olan Aşk’ı omuzlarına şal yapmış, beyaz kefeninde gül kokularıyla, yüzü ay gibi parlak, secdesinden alnı nurla bezenmiş, gönlü huzurda olmak için cansız kalmış bir maşuk olmak? Meleklerin ellerine emanet edilmiş bir tabutun içinde Mevla’ya uçmak istemez misin? Ben istiyorum ey yar! Öyle bir aşk, öyle bir yanmak, öyle bir kavrulmak istiyorum ki işte böylesi O’na kavuşmak ve fani bedenden soyutlanıp gerçek bir Aşk olmak… Benim adım Aşk olsun Ey Sevgili! Sende doğmak, senden gönüllere ulaşmak, sende Sen olmak için benim adım Aşk olsun! Bir düşün ardında değil, bir hayalin peşinde değil bir gerçeğin umudundayım ey Sevgili! Sermayem aşk elde ettiğim koca bir yokluksa, benim adım da aşk olsun; ki Sen’den başka herkeste yok olmak için… Zehra Öner 07.02.08 14:57 |
K/alemimden düşenler G/özünüze aksın.....
|
|||||||||||||||||||||||||
|
|